BED Takipte BED Gündemi BED Ekibi BED İşleri BED'e Giden Yol
Dec 30

image001DSC05916

Güleryüzlü, nazik, çıtıpıtı Göksu’muzun kendi gibi miniminnoş bir oğlu oldu.
Tatlı mı tatlı Kuzey’in gelişini Tatlı-Cadı’nın tatlı kurabiyeleriyle kutladık.
BED ekibi olarak tatlı fırsatlarını kaçırmayız…

Dec 30

image003

Interpromedya’nın 15 yaş üstü 1332 kişiyle yaptığı “Otomotiv’de Tüketici Trendleri” araştırmasında ilgimi çeken sonuçlara rastladım.

1-Tüketicilerin araba satın almasını etkileyecek reklam mecralarının başında internet (%53) geliyor. Onu TV, radyo ve billboard reklamları takip ediyor. Bu araştırmayla internet reklamlarının etkisi bir kez daha kanıtlanmış oldu.
2-Satın alma kararına en önemli etken fiyat (%90), ikinci etken arkadaş tavsiyesi (%88). Marka yöneticileri fiyatlar üstünde fazla değişiklik yapamazlar, ancak kullanıcı deneyiminde sınırlar daha geniş. Harika bir marka deneyimi için daha gidilecek çok yol var.
3-En çok hatırlanan otomotive reklamı Renault(%10), onu takip eden Citroen (%9,5). Renault’nun yeni pazarlama ekibi entegre iletişim konusuna gerçekten kafa patlatıyor. Tüketici temas noktalarını iyi belirliyor ve neredeyse her yerde karşımıza çıkıyor. Bu sonuç beni şaşırtmadı ama Citroen vakası gerçekten enteresan.
2006’da öyle sıradışı bir reklam yaptılar ki, hala robotların mirasını yiyorlar. Sıradışıları kutluyorum

Dec 28

image002

Türkiye’deki trafik cezalarının yetersiz olduğundan şikayet eder dururuz. Para cezalarının yükseltilirse caydırıcı olabileceğini savunuruz. Genellikle de iyi örnek olarak Amerika uygulamalarının göndeririz.

Bu sabah okuduğum bir haber Amerika’lıların en az bizim kadar çaresiz olduğunu gösterdi. Teksas Montgomery bölge savcılığı içkili araba kullanan sürücüleri caydırma amacıyla tweeter’da yayınlamaya başlamış. Montgomery bölge savcısı Brett Ligon kendi tweeter hesabını kullanarak uygulamayı başlatmış. Bugün baktığımda 500 follower’ı vardı. Bakalım tweet’leri beklenen etkiyi yapacak mı?

Dec 25

2starbucks-istanbul

Starbucks’ın patronu Mohammed A. Alshaya İstinyepark’ta yaşadığı bir olayı anlatmış.
Bir arkadaşıyla birlikte İstinyepark Starbucks’a gitmişler. Kendilerini tanıtmadan kahve siparişi vermişler. Ödeme sırası geldiğinde yanlarında Türk Lirası olmadığı için Dolar ve Euro’ları çıkarmışlar. Kasadaki görevli kabul etmeyince şirketin Türkiye’deki yöneticisini aramışlar. Yönetici çok sık karşılaşmadıkları için böyle bir uygulama olmadığını söylemiş.

Tüm bunları niye anlatıyorum?
Bir kaç ay önce benzer bir durumla İstiklal Caddesi Starbucks’ta karşılaştım. Turist kız kahvesini Euro ile almaya çalışıyor, kasadaki görevli de ona en yakın döviz bürosunu tarif ediyordu. O saatte döviz bürolarının kapalı olacağını düşünerek kıza acımış ve kahveyi ben ısmarlamıştım. Ve bu şubede bu olay sıkça yaşanıyordur diye düşünmüştüm.

Hala da öyle düşünüyorum. Peki Starbucks niye harekete geçmiyor? Ya yöneticiler atılan taşın ürkütülen kurbağaya değmediğini düşünüyorlar, ya da şube görevlileri talepi merkeze bildirmiyor. Her iki durumda da İstiklal Caddesi gibi turist merkezi olan bir yerde uygulamanın değiştirilmesinin Starbucks deneyimini olumlu yönde değiştireceğini düşünüyorum.

Dec 24

blog

Londra’da yaşayan marka deneyimcisi blogger Paul Mccrudden 6 hafta süresince markalarla geçirdiği zamanı hesaplamış. Sonra da değerli zamanı için markalara bir fatura çıkarmış. Markaların ulaşmak istediği bir kabilenin mensubu olduğunu söyleyerek, diğer markayı tercih etmemesinin bir bedeli olduğunu düşünmüş. Sonuç ne mi olmuş? Ödemeleri linkte görebilirsiniz
Mccruden’in talep mektubu aşağıda. Bu girişimden kendime ders çıkarabilir miyim acaba?

Dec 21

100_4873

3M antibakteriyel bezleri için bir DM tasarladık.
Tasarımı, üretimi, hediye tedariği tamamlanınca “hah tamam koşuşturma bitti!” dedim.
Meğer yeni başlıyormuş. Kontrol freak BED takımı herşey gözümüzün önünde olacak demiş.
Harmanlama, paketleme, etiketleme derken ofis tımarhaneye döndü.
Bir de teslimata giderken Songül’ü çarpmazlar mı, ne diyeceğimi şaşırdım.
Yılın en kısa gününün bir an önce bitmesini umuyorumL

Dec 18

bilde1

Haftasonu gördüğüm bir haber beni geçmişe götürdü. Haber şöyleydi;
“Özel hastanelere aynı oteller gibi yıldız verilecek.Verdikleri hizmetlere göre hastaneler 1’den 5’e derecelendirilecek. Kriterler hizmet kalitesi, hasta hakları, hastane çalışanlarının güvenliği, hizmet dilim endeksi, hasta ve çalışanların hak ve hukuku olarak sıralanıyor.”

Yıllar önce Florence Nightingale’in yönetiminde görevli bir doktor arkadaşımla yurtdışında bir hastane ziyaretimiz olmuştu.
Özel hastane olmasına rağmen işleyişi bizimkilerden çok farklıydı.
Ben ve doktor arkadaşım hayretler içindeydik. Ben odaların küçüklüğüne, mobilyaların eskiliğine, hastane personelinin ilgisiz davranışlarına çok şaşırmıştım; bir ameliyatın 10.000 $ olduğu bir hastanede daha iyi bir görüntü bekliyordum.
Öte yandan doktor arkadaşım hasta yataklarının kalitesine şaşırmıştı, yoğun bakım için almayı düşünüp te fiyatı yüzünden alamadıkları yataklar burada standart odalarda yer alıyordu.

Tüm ziyaretimiz bu şekilde devam etti; ben hasta yakını gözüyle herşeyi yetersiz bulurken, o doktor gözüyle etrafındakilere hayran olmuştu.
Uzmanlık gerektiren konularda tüketici deneyimlerine ne kadar güvenmem gerektiğini o zaman sorgulamıştım.

Yukarıdaki haberi gördüğümde acaba bu derecelendirmenin ne kadarı tüketici deneyimine dayalı olacak diye düşündüm.
Tüketici deneyimini tamamen yok saymak mümkün değildi.
Öte yandan 5 yıldızlı otel standarında döşenmiş hastanelere 1 yıldız vermek te aynı oranda zordu.
Devlet hastanelerinde yaşadığım deneyimlere baktığımda Sağlık Bakanlığı’nın beceremedikleri listesine bir madde daha eklenecek diye düşünmeden edemiyorum.

Dec 17


Artık bizden delidolu fikirler beklemeyin. Romantik projelerin tam sırası.
Brieflerinizi şömine karşısında, sıcak şarap eşliğinde almaya hazırız.
Fonda isteğinize göre Leonard Cohen, Norah Jones, Kenny G. veya kadife sesli herhangi bir şarkıcı/enstrüman çalabiliriz.
BES, konut, pırlanta, private banking projeleri için tam kıvamdayız.

Dec 14

image001

Nereden mi biliyorum? Geceye katılan bir arkadaşım mesaj attı; ‘Ödülün burada, sen nerdesin?’ diye.
İletişim yarışmalarının iletişimsizliği had safhada.
Hikayenin başına dönelim;
Mediacat Felis ödül töreni tarihi yaklaşırken Mariachi Agency Day ile çakıştığını farkettik.
Hemen telefona sarıldık; ‘müşterimizle bütün gün beraberiz ödül olasılığı varsa hep beraber gelelim” dedik.
Bu bilgiyi dışarı veremiyoruz dediler. Haklılar. Ve o gün bugündür bu bilgiyi dışarı vermediler.
Taa ki bugün web sitesinde yayınlanan listeyi görene kadar.
Yaşasın 2 kategoride başarı belgesi kazanmışız.
Aceleniz ne belge geldiğinde onun da resmini koyarım.

Dec 10

image002

Jan Hofmeyr’i saptamalarını okurken aklıma şu meşhur Temel fıkrası geldi; ‘Allah allah kontesi kim…? Bilmeyenler için bkz; http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=allah+allah+kontesi+kim+sikti
“En iyi pazarlama tekniklerini büyük peygamberler kullandı” başlığını okuduğumda gerçekten önemli stratejilerle karşılaşacağımı düşünerek heyecanlandım. Yazının devamı şöyleydi; “En iyi pazarlama tekniklerini büyük peygamberler kullandı. Bazı dini liderler dünyanın en iyi pazarlamacılarıdır. Özellikle Amerika’da başarılı olmak ve dini organizasyonlar arasında çok güçlü bir ilişki var. Bazen insanlar bana ‘Bu fikir nereden geliyor’ diye soruyorlar. Eğer gerçekten dinin bazı bölümlerine bakarsanız, örneğin Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Muhammed gibi büyük dinlerin peygamberlerine bakarsanız en iyi pazarlama stratejilerini kullanmışlardır. Bunlar tarihdeki en iyi sosyal stratejistlerdir. Onlar toplumları, kültürleri, insanları çok iyi anlamışlardır. Mesajın nasıl önem kazanacağını görmüşlerdir. Bana göre pazarlama ve din arasındaki ilişki çok açık.”
Yani büyük peygamberleri pazarlama dahisi yapan insanları anlamış olmalarıymış. Hayır bu saptamayı küçümsemiyorum ancak yıllardır savunduğumuz “kabile içgörüsü olmadan yaratıcı pazarlama stratejileri geliştiremezsin”i anlatmak için dini öğeleri kullanma konusuna sıcak bakamıyorum. Fikrimi anlatabilmek örnekleme yöntemine sık sık başvuran biri olarak sanırım Jan Hofmeyr’in amacı fikrini anlatmaktan çok manşete çıkmakmış.

Peki sonuç? Eğer Jan Hofmeyr’ın amacı büyük kitlelere bir kereye mahsus adını duyurmak ise başarılı bir girişim, yok eğer amacı pazarlama stratejileri konusunda etkin bir kişi olarak konumlanmaksa olumsuz bir marka deneyimi yaşattığını söyleyebilirim.

Dec 03

photo

Eğitişim Kariyer Enstitüsünde eğitimlerim devam ediyor. Bir dahaki eğitim 26 Aralık’ta.
Şimdilik ne anlatacağımı ben de bilmiyorum. Bir hafta kala konuyu seçiyor, sunumu yeni örneklerle anlaşılır ve zevkli bir hale getiriyorum.

Favori konu başlıklarım;
Youth marketing (gençlere yönelik pazarlama)
Future of marketing (pazarlamanın geleceği)
I-deas (fikirler)
Brand experience design (deneyim tasarımı)

Üç senedir verdiğim bu eğitimleri çok benimsemişim. Bir de baktım ki Eğitişim’deki dostlar da beni benimsemiş.
O kadar benimemişler ki yeni taşındıkları seminer salonunun duvarına benim posterimi yapıştırmışlar:)