BED Takipte BED Gündemi BED Ekibi BED İşleri BED'e Giden Yol
Jan 30

image002

Yollardaydım bu ara… Yol demek kitap demek benim için. Evden ayrı oldum mu, başka kitaplarda başka izler sürüyorum.

Yola Ursula K. Le Guin’in Güçler kitabıyla çıktım. Annals of the Western Shore üçlemesinin son kitabı olan Güçler beni zaman ve mekanın olmadığı bir dünyaya götürdü. Gençler için hazırlanmış bu kitap beni gitmeye doyamadığım yollarda gezdirdi.

Arada eksik kalmamak için Dan Brown’ın Kayıp Sembol kitabına daldım. Evden işe giden yolun yeknesaklığı ve rehaveti üstündeydi. Aynı evden işe giden yol gibi bırakamadım sonuna kadar devam ettim.

Jonathan Barnes’in Uyurgezer’iyle bilinmez bir yola saptım. Ne zaman yola çıktığımı, nereye gittiğimi hatta niye gittiğimi bile anlamadım.

Sophie Kinsella’nın Alışverişkolik serisinin ilk kitabını otelde terk edilmiş buldum. Sonunda güzel bir yere varacağı belli olan sıkıcı yollardandı.

Şimde de Paul Auster’in Görünmeyen’i ile bilinmez yollara hazırlanıyorum.

Jan 26

100_5188

Alplerin zirvesinde 2600 metrede bir buz galerisiyle karşılaştık. Buzlardan yapılmış 30 tane heykel barındıran serginin bu seneki konusu İnka’lardı. Resimde öptüğüm kişide İnka’nın son imparatoru Atahualpa.

Galerinin teması her sene değişiyor; Afrika, Kızılderililer, Mısır…Düşündüm de 2011’in konusu Osmanlı olsa; padişahlar, cariyeler, yeniçeriler. Ne güzel görüntüler çıkar ortaya. İstanbul’a dönünce ilk işim galeriyle temasa geçmek olacak.

Jan 23

100_5117

Deneyim-ci olmanın riskli tarafları yok değil.
En son otel rezervasyonumu hiç bilmediğim bir internet sitesinden yaptım. Tek beklentim havaalanına yakın ve ucuz bir otel olmasıydı. Hakikaten tam da öyle bir yer çıktı. Havaalanına yakın sanayi bölgesinde logistik firmalarının yamacında bir konaklama yeriydi (otel demeye dilim varmıyor).

Oraya vardığımda resepsiyon kapı duvardı. Biraz bekledikten sonra tesadüfen karşılaştığım bir misafir self check-in yapıldığından bahsetti ve sağolsun nasıl yapılacağını gösterdi. Oda denen kübik yapıya girdiğimde kendimi uçağın tuvaletine benzer bir yerde buldum. Mekana alışma sürecini geçirdikten sonra artık şehre inmek için araç aramaya başladım. Ve o zaman nerede olduğumu anladım; ‘in the middle of nowhere’

Jan 20

image001

Sonunda duyuları harekete geçiren yemek deneyimini SENSES’da yaşadım.
Görme duyumuz devreden çıktığı için mi bilmem çok çok lezzetli yemekler yedim, şaraplar içtim.
İlk başta biraz heyecanlandım doğrusu, zifiri karanlık kapalı bir mekan çok keyifli gelmedi. Sonra da uzun süre kör olmanın nasıl olabileceğini hayal edip umutsuzluğa kapıldım.

İlk yemeği ağzıma attığımda deneyimin tadına varmaya başladım. Elle yemek, yemeğin dokusunu hissetmek, tat ve kokuyla birleştiğinde çok etkiliydi.
Yemekler, içkiler ve gösteriler derken 1,5 saat çabucak geçti. En eğlencelisi çıkıştaki lezzet-toto kısmıydı. Füme balık diye yediğim antrenin (gideceklerin sürprizini bozmayayım) … olduğunu öğrenince çok şaşırdım.

Projelerimizde uygulamaya çalıştığımız 5 Senses Marketing’in ne kadar etkili olduğunu bir kez daha düşündüm.

Not: Geceyi fotoğraflamak çok isterdim ama maalesef “London by Night” kartpostalları gibi çıkacaktı, onun yerinefotolia’dan güzel bir yemek fotoğrafı koydum.

Jan 15

3x15 EserGorkem

Doğrudan pazarlama ile ilgili eğitim vermenin en zor kısmı zaman aşımı. Bir ay önce şaşkınlık yaratan case studyler, bugün yüzlerde ‘biz bunu biliyoruz’ ifadesiyle karşılanıyor. Tek çözüm son hafta gündemi çok sıkı takip edip, fırından yeni çıkmış projeleri bulmak. Zor bir iş ama o şaşkın ifadeler için değer…

Jan 15

image002

Geçtiğimiz günlerde General Motors İsveç menşeli Saab’ı tasfiye edeceğini açıkladı. Fabrika işçilerinin protestosunu izlerken yaratıcı pankartlar gözüme çarptı;
“Mr. Obama – please save Saab”
“GM – General Mistake”
“Save Saab from GM, Gangster Motors”

Yaratıcılıklarını internete taşımışlar mı diye merak edip hemen google’ladım. Tam da düşündüğüm gibi bir kurtarma harekatı başlatılmıştı.
http://www.rescue-saab.com/en/

Saab severler siteye kayıt yaptırabilir, fotoğrafını “kurtarma mozaik”ine ekleyebilir. Bakalım SAAB’ı kim kurtaracak.

Jan 14

image003

Gazetede hayatını okurken deneyime ne kadar açık diye düşündüm. Tabii deneyimcilerin en önemli (biraz da kötü) özelliğini taşıyor.
Bir projeyi bitiriyor “next” diyor, eski proje bir anda soluyor, değerini yitiriyor.
Benim için en etkileyici anıları;
– Almanya’da burs kazanıp gitmiyor. 8 ay sonra boykot nedeniyle tekrar sınava giriyor. Bu sefer kazandıktan bir ay geçmeden kendini Amerika’da buluyor.
– Harvard’da burslu okuyor. Okulun bitmesine bir hafta kala eline burs parası geçiyor. Amerika’da çalışmak için ev ve araba lazım olur diye burs parasını okula yatırmıyor. Tabi diplomayı da alamıyor.
– En düşük maaşlı iş teklifini tercih ediyor.
Sevdiği işi yapan, gönlünü dinleyen, hobisi problem çözmek olan bir deneyim-ci Süreyya Ciliv.

Jan 07

100Guarantee

Son yıllarda tüm şirketler müşteri odaklı olmaktan bahsediyor. Gerçekte hangisi müşteri odaklı diye anlamanın çok basit yöntemleri var. Mesela çağrı merkezleri benim için en önemli göstergelerden biri. Yeni bir şirketle anlaşacağım zaman çağrı merkezini arar bakarım; hizmet veren şirket menü adımlarını benim isteklerime göre mi düzenliyor, yoksa kendi önceliklerine göre mi. İşte size bir örnek: Garanti vs. TTNet

Alo Garanti menü adımları:

0 Kayıp, Çalıntı Kart ve Şüpheli İşlem bildirimleri
1 Kart işlemleri
2 Bankacılık işlemleri
3 İnternet ve Cep Şubesi destek hattı
4 Kampanyalar
5 Diğer Garanti hatları

TTNet menü

1 ADSL, VDSL müşterisi olmak için
2 ADSL hattınızın borç bilgisini öğrenmek içi n
3 Kullanıcı işlemleri ADSL, VDSL2 başvurusu ile ilgili sorularınız için
4 TTNet işyerim paketleri için
5 TTNET internet hizmeti ile ilgili Teknik destek almak için
6 Ürün ve servislerimizle ilgili bilgi almak için
7 3G mobil internet ve wifi için teknik destek almak için
8 Dial-up teknik destek almak için

Jan 06

CIMG4488

Senenin son Gençlik Pazarlaması dersi çok keyifliydi.
İşte enerjik sınıfım işte ben.
Sınıfım gençliği + ben pazarlamayı temsil ediyorum

Jan 05

gebze mopas 2

Scotch-BriteTM Antibakteriyel Bezleri için hazırladığımız p.o.p.leri bugünlerde satış noktalarında görmeye başladık.
“Beziniz Antibakteriyel değilse, temizliğiniz hiç değildir!” sloganıyla yürüttüğümüz kampanya için ev hanımlarının içgörüsünden yola çıktık.
Kötü kokan sarı bezler hepimizi zaman zaman rahatsız etmiştir; garson masayı silip geriye kekremsi bir koku kaldığında, ya da kahvaltı masasını temizlemek için eliniz beze uzandığında burnunuza akşamdan kalma ekşi bir koku geldiğinde…
Biz de tam bu noktadan hareket ettik. Bezin temizliğini içimize sindirememişken, o bezle silinen yerlerin temiz olduğuna nasıl ikna olabiliriz ki.
Antibakteriyel bezle hem bakteriler hem de kötü kokular hayatımızdan çıkıyor.

Jan 05

Picture1

Youth Marketing konferanslarımda gençlerin son dönemlerdeki tutum ve davranışlarını inceliyorum. Önce sınıfı kendi saptamalarını yapmaları için 5 dakika bırakıyorum.
Sonra kendi gözlemlerimle onların saptamalarını karşılaştırıyorum. Kesişen kümede en göze çarpan iki davranış eğilimi oluyor; röntgencilik ve teşhircilik. Zamane gençlerinde (hatta toplumlarında) elele giden bu iki eğilime verdiğim isimler bile var.

Gen (ex): ex kısaltması exhibisionist’ten geliyor. Kendini sergileme, özel hayatını gözlerin önüne serme anlamında kullanıyorum. Bu bölümde sosyal ağlardaki teşhirciliğimizden bahsediyorum.

Reality show gençliği : çeşitli mecralarda insanların hayatını izlemeyi seven bir topluluğu temsil ediyor. TV’de reality showlar, twitter, friendfeed, facebook gibi sosyal ağlarda diğerlerinin hayatlarını izlememizden sözediyorum.

Dün Hürriyet’te psikoterapist Çağatay Öztürk’le yapılan röportajı okudum. Çıkış noktamız aynı olsa bile saptamalarına katılmıyorum. Çağatay Bey “Teşhir+Rontgen =Twitter” başlıklı yazısında bu davranış bozuklukları sanki twitter’la bağlantılıymış gibi yansıtmış. ‘Biri bizi gözetliyor’lara hatta daha eskilere giden bu davranış değişikliğini son bir yılda hayatımıza girmiş Twitter’a bağlamak ne kadar doğru tartışabiliriz.

Çağatay Bey bununla da kalmayıp “bu insanlar penis kaybetme kompleksinin uzantısını yaşıyorlar” deyince, ben de “bazı kişiler manşete çıkmanın dayanılmaz hırsını yaşıyorlar” diyerek röportajı tamamlıyorum…

Jan 05

Vasa_Museum_interior1

Stockholm’da Vasa isimli çok önemli(!) bir müze var. Bu müze yapımı 2 yıl süren Vasa isimli geminin müzesi. Geminin özelliği ne derseniz işte burası zurnanın zırt noktası burası: gemi ilk denize indiğinde kıyıdan 2 mil açılamadan batmış.

Ortada Titanic gibi bir buz-kaza durumu olmadan, tamamen mühendislik başarısı sonucu, batan gemiye ne olmuş biliyor musunuz?
Milli utanç meselesi olarak tarihin tozlu sayfalarına gömülmemiş. Hayır!
Batık yıllar sonra çıkarılmış, elden geçirilmiş ve bir müze haline getirilmiş.
Senede 25.000.000 ziyaretçisi olan bir müze. Ben gittiğimde giriş yaklaşık 90 SEK yani 20 TL’ydi.
Senelik hasılatı hesaplamayı size bırakıyorum.

Haksızlık etmemek lazım, ilginç deneyimler yaşayabiliyorsunuz Vasa’da. Mesela 300 askeri taşıması gereken geminin kapalı alanında uzun bir yolculuk nasıl geçer?
Bizi grup olarak yüksekliği 2m, genişliği yaklaşık 50m2 bir alana aldılar. Beş dakika sonra klostrofobi baş göstermeye başladı. Bir de bu ortamda aylarca kaldığımı düşününce acaba geminin batması iyi mi olmuş diye düşündüm. Acaba yaşatılmak istenen deneyim bu muydu ‘yaşasın iyi ki battı’

Jan 05

emos

Kabilesini “15-25 yaş arası yeniliklere açık trendsetter gençler” olarak tanımlayan markalara deneyim üretmek zor.
İlham verecek daha fazla bilgi gerekli.
Segmentasyon ve karakterize etme işimizi kolaylaştırıyor.

Neye göre mi? Mesela alt-kültürlere göre;
-Punk (emos, goths, floggers…)
-Hip-Hop
– (rastacılar)

Ya da trendgroup’un yaptığı gibi karakteristik özelliklerine göre;
-Koza
-Tırtıl
-Yunus

Veya davranışlarına göre;
– İnternet kuşağı
– Mobil kuşak
– Çevreci kuşak

Veya kafanıza göre (Mariachi’deki gibi);
-Selimler
-Selinler

Yeter ki bize gerçekten yaşayan, toplumda bulunan, üzerinde çalışabileceğimiz insanlar gösterin.