BED Takipte BED Gündemi BED Ekibi BED İşleri BED'e Giden Yol
Dec 31

…saatler 15:00’i gösterirken BED’cilerin durumu şöyleydi. Kızlar bir tarafta tepiniyor, erkekler diğer tarafta top çeviriyor. Kıyafetler uyumsuz eşofmanlı da var, gece sortsine hazır olan da… Müzikler uyumsuz bir Gogol Bordello çalıyor, bir Orhan Gencebay üstelik müziğimizi 11 yaşında bir delikanlı yapıyor… Ortada Marimekko desenli bir pasta Nilgün’ün doğumgünü için… Fransız şarapları, Mariachi ve Bomontiler, çay ve meyve suyu herkes başka şey içiyor… Tam bir BED kutlaması bizim karışık ama çok eğlenceli…

Dec 28

Ahmet İnsel’in bugün ki yazısında iki kitaptan bahsediyor. İlki Nicholas G. Carr’ın ‘The Shallows’  isimli kitabı. Carr, internet kullanımının uzun dönemli zekayı körelttiğini, internetin belleğimizi yeniden programladığını savunuyor. İnternetin diğer bir etkisi ise dikkati bir noktada toplama kapasitesinin azaltması. Blogunda bu konuda daha fazla fikir bulabilirsiniz; http://www.roughtype.com/

İkinci kitap ise Franck Frommer’ın ‘Power Point Düşünü’ başlıklı kitabı. Frommer Power Point’i
gösteri toplumunun beklentilerine hitap edip, cezbedici bir sunuşla içeriğin ikinci planda kalmasını sağlıyan bir sunuş tarzı olarak tanımlıyor. Eleştirel düşünme yeteneğinin körelmesi, gösterinin içeriği esir alması, eğlencenin öğrenmeye baskın çıkması tehlikelerine işaret ediyor.

İki kitabın içeriği de aynı şeye işaret ediyor : Keep It Simple and Short

Bu konu hakkında daha çok yazacak şey var ama okumazsınız ki..

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1034255&Yazar=AHMET%20%DDNSEL&Date=28.12.2010&CategoryID=97

Dec 17

Sony, Airbus, Issey Miyake, Peugeot, Mazda, Tag Heuer ve Apple gibi bir çok marka için tasarımlar yapan, günümüzün en popüler ürün tasarımcılarından Ross Lovegrove Marka Konferansı 2010’da konuşma yapmak için İstanbul’daydı. 25 yıl önce dinlediğim John Heskett konferansından beri bu kadar heyecanlanmadım. Lovegrove bir metre uzağımda duruyor ve yaptıklarını anlatıyordu.

Marka Konferansındaki konuşmasına “Marka değil üründür önemli olan” diye başladı. “Ürün iyi ise üzerindeki marka ne olursa olsun ayrışır, satar“ diyordu. Tasarımcı tarafım buna can-ı gönülden inanıp alkışladı. Fakat artık reklam sektöründe çalışan biri olarak durumun böyle olmadığını farkındayım.

Ürün mü marka mı? Eğer ürün markadan önemliyse üzerinde markasının kocaman yazıldığı birbirinden çirkin çanta, gözlük ve saatlerin o kadar pahalıya satılmasını nasıl açıklarız. Kaliteli malzeme, usta işçilik ve ince zevk mi? Hadi canım.

Her 100 Japon kadınından 90 tanesi LV çanta sahibiymiş. Bu kadar çok kişi ürün yüzünden mi veriyor o parayı. Üzerinde LV yerine XY yazsa bu çantayı, bu kadar çok kadına, bu fiyatlara satabilirler mi?
Kafamda koşuşturan bu düşünceleri kovalayıp Lovegrove’un keyifli sunumuna tekrar odaklandım. Detaycı ve çevreye duyarlı tasarım anlayışını, ilham verici stüdyosunu, dünyanın dört bir yanında yaptığı işleri keyifle dinledim. İçim açıldı.

Sonlara doğru Tag Heuer için yaptığı saati gösterdi. “Bunu Çin’de 70 Euro’ya üretip 700 Euro’ya satıyorlar” dedi. E oldu mu şimdi?

Dec 17

Swiss Otel’deki Marka Konferansı’nda Bomonti için bir deneyim tasarladık. Pazarlama aşıklarını nostaljik günlere taşıdık.

Dec 16

İsa’nın hikayesini biliyorsunuzdur. Peki bu versiyonunu biliyor musunuz?
Excentric imzalı videonun youtube tıklanmaları oldukça iyi. Biz de katkıda bulunalım istedik;

Dec 13

Bu sene Marka konferansında Bomonti markası ile yer alıyoruz. Standımızdan, kıyafetlere, aktivitemizden, hediyelere Bomonti markasını yansıtmaya çalıştık. Çok özendik, çok uğraştık.
Perşembe görücüye çıkıyoruz. Standımızın son rötuşları yapılırken bir kare yakaladık.

Dec 13

Geçen gün aramızda konuşurken bir yılbaşı partisi yapsak sevdiğimiz müşterileri davet etsek fikri düştü ortaya. “Terzi kendi söküğünü dikemez, biz de kendimize parti yapamayız” diye karşı çıktım.
Reklam camiasının en çok konuşulan ajansının yılbaşı ilanını görünce bu inancım daha da güçlendi.
İşte Droga5’ın ilanı…

Dec 08

Geçen gün gazetelerde çıkan katarakt ameliyatı haberini okumuşsunuzdur.
Özel bir sağlık kuruluşu ücretsiz tarama yapıp, risk gördükleri hastaları hastaneye sevk etmiş.
Beklenmeyen bir şekilde felaketle sonuçlanmış.

İşe ilk girdiğim yıllarda bir sağlık kuruluşu için benzer bir çalışma yapıyorduk. Kendi tasarladığımız tarama noktalarında hemşire ve doktorlarla bir takım ölçümler yapıyorduk. Riskli gördüklerimiz anlaşmalı doktorlara sevk ediyorduk.

Gençliğimin verdiği saflıkla iyi bir şeyler yaptığımızı sanmıştım. Ne de olsa sağlığı hastaların ayağına götürüyorduk. Hatta o kadar motive olmuştum ki hemşireler yorulduğunda bazı ölçümleri kendim yapıyordum.

İşte biraz pişince çarkın bir parçası olduğumu farkettim. Ben farkettim de bunlara izin verenler nasıl farketmiyorlar…